Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
Shop deviantART for the
holidays and save BIG!
Click here! :holly:
[x]

deviantART

 

Özel halk otobüsleri ve soförleri

Sun Nov 9, 2008, 1:04 PM
  • Mood: Pride
özel halk otobüslerine bindiğimde genelde tercih ettiğim 2 farklı koltuk grubu var.
birincisi: en arka koltuklardır.böylece otobuse her bineni görebilir inceleyebilir süzebilir
ve içinizden dalga geçebilirsiniz.
diğeri ise otobüse longitüdinal uzanan söförün hemen yanındaki 3 kişilik koltuk grubudur.
burda oturmanın keyfi ise; şoförle muavin arasındaki muhabbeti dinleyebilir
-bu aralarındaki muhabbetler genelde çok saçmadır ve beni hiç alakadar etmez-
yine içinizde dalga geçebilir, diğer otobüslere laf atışlarına sessizden küfürlerine kulak kabartabilirsiniz. yine bugün eve dönerken bir halk otobüsüne bindim.
gözüm direk favori iki koltuk grubuma gitti; arka taraf dolu olunca ön koltuklara oturdum.
otobüs hareket etti ve az sonra önümüze bir VOLKSWAGEN golf marka araç çıktı.
bilir misiniz bilmem güzel bir arabadır. araç modifiye de edilmişti.
içimden aracın ne kadar hoş olduğunu geçirirken şoförün sesini duydum:
"olum güzel araba bea valla çok hoşuma gidiyor" diyordu. ilgimi çekmişti konuşma, bir şoförle ortak bir noktamız vardı, benim beğendim bir arabayı beğeniyordu!
kulağımı diktim, bu sefer muavin:
"evet abi çok hoş görüntüsü, şuanda en az yakan araç diyorlar" dedi.
şaşırdım, muavinle de ortak bir noktamız vardı ve benim bilmediğim şeyler de söylüyordu.
şaka gibiydi şoförle muavinlere karşı olmayan sevgim oluşmaya başlar gibi olmuştu
taaaki şoförün şunları dediğini duyana dek:
"öyle öylee..bizim akraba da bu IVECO 'dan alacaktı ama ISUZU aldı sonradan"
HÖnkkk..
bunu duyunca bianda kendime geldim. bu ikisi volkswagen golf a değilde hemen onun yanındaki yeni model başka bir otobüse bakıyorlardı.
nasıl böyle bir hataya düşmüştüm, nasıl olmuşta şoför ve muavinle ortak noktalarımız olabileceğini bian bile olsa düşünebilmiştim.
neyse..
yolculuğa devam ederken şoförü izlemeye dewam ettim.diğer otobüslede aynı hat üzerinde ilerliyorduk ve yol boyunca şoförümüz o otobüsü izledi. ama nasıl izledi biliyor musunuz?
hani bir kız başka bir kızın yeni elbisesini çaktırmadan inceler ya,
hani ben arabamı sürerken yolda karşıma çıkan FIAT ın yeni çıkardığı aracı izlerim ya,
hani babam annemle çarşıda gezerken genç kızlara bakar ya..
işte öyle birşey..
nasıl bir duygu bilir misiniz? insan hem kıskançlıkla hem de büyük bir sevgiyle bakıyor, imreniyor.
yolumuza devam ederken önümüzdeki otobüs büyük bir atiklikle bir aracı solladı.
sollamasıyla birlikte şoförümün -garibim- yüzünde bir gülümseme belirdi. bu gülümsemeyi de bilirdim, hoşuna gitmişti.
sevdiği birşeyin başarısını görünce hoşuna gitmişti, hayranlığı daha da artmıştı. şoförü öncekinden daha yakın hissetmeye başlamıştım kendime.
ortak zewklerimiz olmasa bile ortak duygularımız vardı.
otobüsün aradaki farkı açtığını görünce garibim de -garibim demek istiyorum artık şoförüme-
bi heyecanla gaza bastı ama nafile.. gürültüden başka bir atraksiyon olmadı..
garibimi incelemeye başlamıştım.
direksiyonun ortasında otobüsün markası yazıyordu:IVECO. ve markanın altında da yapıştırma bir kalp vardı.otobüsün takip ettiği rotayı yazan plakanın arkasına da otobüsüyle çekildiği değişik fotoğrafları yapıştırmıştı..
garibim seviyordu be otobüsünü.. ama nasıl seviyor biliyor musunuz?
hani bir kız alışverişten yeni aldığı elbisesini sever ya,
hani ben arabamı severim ya,
hani babam makarnayı yoğurtsuz sever ya..
işte öyle birşey..
diğer otobüs gözden kaybolmuştu, evime yaklaşmıştık ve oturduğum site görünmeye başlamıştı.
garibime yine kulak kabarttım;
"şu sitedeki evler nasıl ki acaba, güzel midir?" diyordu.
ben eski ben olsaydım "senin çükün yeter mi len o evleri almaya" diyiverirdim kendi kendime..
ama aynı duyguları paylaştığım insana bunları söylemek geçmedi içimden.
"gelin abicim ben orda oturuyorum, evimi gezdirim size bakın beğenirsiniz belki" diyesim geldi.
heyecanlanmıştım. gezip görseler belki beğenirler ve bizim siteden bir ew alırda otururlar,
komşu oluruz garibimle diye bir umut belirmişti içimde.
yol boyunca bana alişan dinletmiş olsada, şimdiye kadar şöförlere karşı yakınlık hissetmeyi hiç becerememiş olsamda yakınlık hissediyordum artık garibime. ama nasıl bir yakınlık biliyor musunuz?
hani serdar ortaç hiç anlamasa bile her klibinde dans eder ya,
hani tayyip hiç beceremese bile ata biner de düşer ya
hani siz bu yazıya hiç gülmeseniz bile özel halk otobüsleri ve şoförler hakkında benzer düşünceleriniz olduğu için yazıya bi yakınlık hissettiniz ya..
işte öyle birşey..

SIKILIyorum

Sun Nov 2, 2008, 7:50 AM
  • Mood: Suffering
sıkılıyorum lan
bayağ bayağ sıkılıyorum hemde
hani sıkılıyorum yazıyorum ya buraya
s den sonra ı harfine basarken geçen o süre zarfında bile sıkılıyorum
böyle bi nefesim daralıyor başıma ağrı giriyor
maymun iştahlı mıyım neyim doyamıyor muyum bir türlü
herşey yolunda gibi halbuki
hayatımda beni rahatsız eden birşey yok
sıradan bir hayatımda yok, gayet aktifimde
istediğim şeyler gerçekleşiyorda
gel görki yinede haftasonları ewde kaldığımda
ya da öğleden sonra okuldan eve döndüğümde
bi sıkılıyorum bi sıkılıyorum sorma gitsin
amma sıktım dimi sıkılıyorum diye diye
napim lan sıkılıyorum işte!
hani eve geldiğinde ayakkabını çıkarırsın ya
ben ayakkabı bağcıklarına elimi uzatırken başlıyor sıkıntım
sıkılıyorum işte çocuk
var mı sıkmadan bir fikir sunacak olan?

ahmet kimdir nedir neyin nesidir?

Sun Jul 13, 2008, 11:40 PM
  • Mood: Artistic
  • Listening to: come closer
  • Watching: komedi dükkanı
  • Playing: counter strike
  • Eating: peynir
  • Drinking: su
1987 yılının sıcak haziran ayında doğan ahmet 6 yaşındayken henüz ilkokula başlamadan piyano kursu almaya başladı
2yıl aldıktan sonra belirli sebeplerden dolayı eğitimini bıraktı.bırakmış olmasının hala pişmanlığını yaşıor, çocuktu
işte değerini bilememiş salak..ardından resim kursu almaya başladı.resim kursunuda yaklaşık 2 yıl alan ahmet belirsiz
sebeplerden dolayı kursuna dewam etmedi.ancak hala karakalem çalışmaları yapmaya dewam ediyor kendi çapında. resmin
ardından ilk satrancını kellogstan çıkan kartondan satranç takımında oynadı.okulundaki satranç takımına girdi.ilk derecesi adana
üçüncülüğü oldu.üçüncülük hediyesi olarak verilen beyaz bornozunu hala kullanıyor. orta okuldaykende birçok iyi satranççının katılmadığı turnuwada adana biriciliğine ulaştı,
bir daha da bişe kazanamadı. antalya daki türkiye geneli satranç turnuwasında aldığı otuzküsürüncü derecesiyle evine döndü.
satranca ara veren ahmet botaş da basketbol oynamaya başladı ancak orta sona geldiğinde
lgs ye hazırlanma mazeretiyle basketi braktı ve (şimdiye kadarki hayatındaki en büyük kararlarından birini verdi)
baleye başladı.son 8 yıldır dewam ediyor, geçen yıl veda dansını yaptığını söyledi, utanmadan veda hediyesini de aldı
ama adanaya meteor düşene kadar dewam edecek gibi gözüküyor.. lisede 2. sınıfta okulun tiyatro ekibinde yer aldı ve
bir daha tiyatroda rol almamak üzere and içti. lise hayatı boyunca izci olan ahmet, kuzeyi bulmak için kutupyıldızına
bakmaktan başka bir yol hala bilmiyor. lisede ayrıca satranca bi dönüş yaptı, ancak eski ahmet yoktu artık..
lise son sınıfa kadar kravatı boynunda sıkılı, gömleği hep pantolonun içinde, alttan kesinlikle farklı renk tişört giymeyen
ahmet lise sonda geçirdiği mutasyonla tam tersi kılığa büründü. üniversite birinci sınıfı gayet sıradan geçti, sıradan bir
;p öğrencisi olaraktan sıradan bir not ortalamayla üst sınıfa atladı. tiyatro ve senfonilere gitmeye özen gösterdi.
ikinci sınıfında ise belirli bir tane sebepten dolayı çalışkan kişiliğe bürünen ahmet 85 not ortalaması ile üçüncü sınıfa yükselsede
şuaralar 4. sınıfa geçme mücadelesi veriyor. üçüncü sınıftayken hep hayali olan eskrim e başladı.üç haftalık bir kursun
ardından yine belirli sebeplerle bırakmak zorunda kaldı, ama tadı damağında kaldı. ayrıca salsaya başladı ilk haftalar parlak
bir öğrenci izlenimi çizsede derslerinin ağırlığı yüzünden dewam etme sıkıntısı yaşadı ve gayet vahim bir durumda şuanda..
ahmet şuanda ne yapıyor? ahmet şuanda amerikadan kaçak getirttiği hiçte mütevazı olmayan dijital fotoğraf makinesiyle (hala borcunu ödüyor
bu makinenin) odasında mutfakta salonda fotokatürler yaratmaya çalışıyor, arada da dışarı çıkı;p otu boku böceği çekiyor ve
her deklanşöre basışında babasının söz verdiği tusu kazandığı taktirde alacağı profesyonel fotoğraf makinesinin hayalini
kuruyor..

çözemedim!!!

Fri Jul 11, 2008, 1:10 AM
  • Mood: Artistic
  • Listening to: back to black
  • Eating: tawuklu patates
  • Drinking: coca cola
herşey dokuz temmuz saat dokuzu dokuz geçe dokuzuncu soruyu okumamla başladı.
aklıma sınawdan dokuz gün önce sinanla buluştuğumda söylediği laf gelmişti.
"olum merak etme, sen bütünlemeye hazırlanırken ararım seni arada yanındayım merak etme" demişti gewşekliğine..
bende:"olum ben final sonuçlarını beklemeden datçaya otele çalışmaya gitcem. sen bütünlemeye hazırlanırken sıkılırsan yanıma gel bikaç gün tatil yaparsın, burdan bindin mi dokuz saatlik yol" demiştim..
ama işte doru söyleyeni dokuz köyden kowarlar. adamla dalgamı geçmiştim verecek daha kafamdan kurduğum dokuz cevabım daha vardı, ama ne yazikki sinan haklıydı. adam şuanda rahat ne güzel, bense dokuz doğuruyorum.

sınawda dokuz ayrı dersin soruları vardı. soruları görünce bi mide bulantısı, baş dönmesi, hafiften titreme başladı. ama bunun sebebi kahvaltıda yediğim dokuz zeytinden mi yoksa sorulardan kaynaklanıyo emin olamadım aslına bakarsanız


herhalde bütünlemeye kalcam ya, sonuçlar açıklanmadan çalışmaya mı başlasam hem de hemen..neden böle aksilik oldu anlamadım, anlamadığım çözemediğim şeyler mi var hayatımda.. yardıma ihtiyacım var

yok yok sonuçlar açıklanmadan başlamicam o kadar da ümitsiz değilim..
önce postamdaki okunmamış şu dokuz maile bi göz atim

hadi görüşürüz

animasyon

Fri Jun 27, 2008, 6:54 AM
  • Mood: Artistic
  • Reading: gastrointestinal sistem notları
  • Watching: animasyon
  • Playing: age of empires
  • Eating: patatesli börek
  • Drinking: çay
ya arkadaşlar laf aramızda animasyon izlediğimi söylemeyin sakın kimseye ama adamlar ne kadar güzel animasyonlar yapıolar ya. hele şu pixar yok mu pixar.. bu ne yaratıcılıktır, bu nasıl bi çizimdir, seslendirmedir öyle. biçok flimden daha eğlenceli şeyler yaratıyorlar. bi hatırlasanıza ratatouille yi, sevimli canavarları, inanılmaz aileyi.. bu yaşımla açı;p izliyorum hatta defalarca.en son ratatouilleyi 3 kez izledim bi misafir gelse bize şimdi bi kez daha açar izlerim sıkılmadan. artistlik yapmayın sizde izleyin çok güzeller walla bak:D

Journal History

Site Map